Turkey
Bahtiyar Aslan
Turkey
1971 Kahramanmaraş doğumlu. Fırat Üniversitesi Fen - Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi (1994). Aynı yıl Muğla Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başladı. Yeni Türk Edebiyatı Ana Bilim Dalında, “Sezai Karakoç’un Şiirlerinde Kadın ve Aşk Olgusu” adlı teziyle yüksek lisansını, (1998); “Cumhuriyet Dönemi Roman Kahramanlarında Kültürel Bocalama” başlıklı teziyle Doktorasını tamamladı (2009). Halen İstanbul Kültür Üniversitesi fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde öğretim üyesidir. Türk Edebiyatı, Yedi İklim, Türk Dili, Dil ve Edebiyat, Bizim Külliye, Dergâh, Yom Sanat, Nilüfer, gibi dergilerde makale, şiir, öykü, röportaj ve denemeleri yayımlandı. Eserleri: Su (Şiir) 2004; Kalaycının Dediği (Şiir) 2015; Sessiz Hikâyeler-Kentin Haberi Yok (Hikâye) 2012; Sessiz Hikâyeler-Cennetin Son Saatleri (Hikâye) 2015; Günebakan-Yeni Türk Edebiyatı Değerlendirmeleri 2012; Muhan Bali’ye Mektuplar (Araştırma-İnceleme) 2015.

Tecelli

canımın ocağa düştüğü yerde bir ağaç bir ağaç filizlenir diye oturup bekliyordum siz bana “gel” dediniz orada ay vardı çocuklarının gözlerine arpacık için sarımsak süren kadınlar ruhtan yalnızca onlar anlıyorlardı onlardan geçerek geldim dedim ya ay vardı orada

orada saçlarını toplayarak yatan ölülerin haberi dolaşıyordu kubbelerin bir su damlası gibi sessiz sessiz uğuldadığı bize meleklerine ateşi söndürmeyi emreden tanrıyı anlatır gibi uzattınız elinizi orada ölüme aşı yapan rençberler içinde gezinip durdum günlerce bir tazı gibi koşan ayrılığı geçtim bir hamlede elmaların içine saklanmış şeytanı kanımla bilediğim bıçakla doğradım

ayın üstüne kan damlayacak sandımdı irkilerek gölgemden kapkara taşları ruhumla boyayarak yol yaptımdı oysa dudaklarınızdan uçan mercan kuşu -daha önce görülmemiş miydi- konacak dal ararken bulmuştu yüreğimin en titrek yaprağını içimden insan fışkırıyordu hançeri nereme vursam ve sizin bunda parmağınız vardı bir de gözleriniz

kurşun bir koku gibi sokuluyor dağlarda beklerken alıp götürmesinler diye geceyi ikimiz bir çıkrığın sesiyle ağlarken avluyu kaç kere dolaşıyor aynı rüzgâr ileride kubbelerin altında dünyayı omuzlarının üstünden seyredenlerin gözlerinin toprak olmadığını söyleyin bana toprağı ve kurşunu eriten gözlerinizin hatırı için

ölümle hafifliyor insan bunu toprağı dinleyerek öğrendim çiçekler renginden yıkanırken hafifliyor yaşadıkça bir kanat dileyin tanrıdan bizim için yaşamak ağır ağır geliyor yaşamak ağır geliyor

aşk aşığın olmadığı yerde de vardır toprağa çizerken kalbimin haritasını bir ağaç dalıyla bunu böylece söyledinizdi köpüklerin ışığının nasıl toplanacağını talim ediyorduk saçlarınızla ben yalnız ölümü talim etmek istiyordum gözlerinizin önünde ölümü sizin gözlerinizle görmek için

alçıdan günahlar işledik alçıdan ve kireçten hiç kimsenin inancı geçemedi kendi putunu biz geldik ve kapında çöl develeri gibi yorgun duruverdik gölgemizin duvarları kana boyadığı bir vakitti taşların kırılan yerlerinden güvercinler fışkırıyordu gömgök canımın ocağa düştüğü yerde bir ağaç filizleniyordu